21 EKİM 2019 Pazartesi 08:30
GÜNCEL

AHBAB - ÇAVUŞ ilişkili iğrenç Türk futbolu ve Mersin'de Yok oluş!

Neredeyse her milli maç sonrası söylenen bir cümle; Artık yeter!

AHBAB - ÇAVUŞ ilişkili iğrenç Türk futbolu ve Mersin'de Yok oluş!
SPOR ŞEHRİ MERSİN'DE YIKIMLAR DEVAM EDİYOR!
 
Ülke futbolu olarak dibe vurmuş durumdayız. Kulüplerimizin 100 yılda bir ufak Avrupa başarısı yada Aziz Yıldırım'ın tabiriyle "Tesadüf başarı" ülkenin geldiği noktayı net şekilde özetliyor. 
 
Evet Galatasaray'ın 2000 yılında kazandığı UEFA Avrupa Ligi kupası ve ekabinde SÜPER KUPA şampiyonluğu. Sonrasında ise gelen çöküş. 
Çünkü büyük Kulüpseniz elde edilen başarı sizi dibe götürmez. Sanırım Aziz Yıldırım haklıydı!
Çünkü hiçbir plan yapılmadan tamamen kazanılan maçlar sonunda kazanılan bir kupa. Halbu ki Galatasaray o kupayı almadan önce 4 yıl üst üste Türkiye şampiyonu olmuş ve neredeyse kendi alt yapısından çıkarttığı aynı oyuncularla devam etmişti. 
 
Peki neden bu alt yapıda ki süreç devam etmedi? 
 
Aynı süreçte aynı oyuncuların kalitesi ile alınan Dünya Üçüncülüğü ise cabası. 
 
Ve sonrasında gelen büyük çöküş. Gerek mili takımlarda gerek kulüpler bazında. Anadolu kulüpleri birer birer kapanırken dört Büyükler FİFA'nın kıskacında. 
 
Dünyanın en iyi alt yapısına sahip kulüplere baktığımızda Barcelona, M. Unıted, Bayern Münih, Ajax, Southampton, Liverpool, Santos, Sao Paulo vs. 
 
Peki Türkiye bunun neresinde. 
 
80 milyondan 1 tane yıldız çıkaramıyoruz ama Almanya 3-5 milyon gurbetçiden neler yetişti­riyor” cümlesi. Bu cümlenin “Hollanda 10-15 milyonluk ülke ama görüyorsun neler yapıyorlar” gibi farklı türleri de lugatımızda özel yer tuttuğunu hepimiz biliyoruz. 
 
Futbolda yeni Alman devriminin başlangıç noktasına baktığımızda, Tür­kiye’nin 3.cü olduğu, Almanya’nın ise finalde kaybettiği 2002 Dünya Kupası gerçek hikâyenin başlangıç tarihi. Hatta tam olarak Franz Beckenbauer’in final sonrası yaptığı şu hayati açık­lama: “Dünya Kupası’nda ikinci takım olduk ama en iyi ikinci takım olmadığımızın farkındayız. Gereken yatırımları yapmalıyız
 
Türkiye çılgınlar gibi Avrupa ülkesini yenmeden aldığı üçüncülüğü kutlarken, tarihinde 3 Dünya Kupası ve 3 Avrupa şampiyonluğu bulunanan Almanya'nın aldığı bu ikincilik sonrası yapılanmaya gitme hedefi aslında herşeyi gösteriyor. 
 
Almanya tamamen alt yapıya yönlenmişti artık. Kurdukları akademilere milyon eurolar harcadılar. Ve belkide en önemli olay kurdukları 'Ulusal Uyum Planı' oldu. 
Bu projede İs­panyol asıllı Mario Gomez, Polonya kökenli Podolski ile Klose, Kuzey Afrika asıllı Sami Khedira ve kardeşi Gana’da oynayan Jerome Boateng’in yolunu tama­men açtı.
 
Yatırım yapılan kolejler bazında yılda 2 milyon oyuncu yetenek avcıları tarafından izlendi. Alt yapılara aktarılan hocaların sayısı devamlı arttırıldı. 8 ila 14 yaşındaki yetenekler taranmaya başlandı. Bu sistemden çıkan Schalke alt yapısından Julian Draxler 16 yaşındayken 6 şampiyonlar ligi maçı oynadı. 
 
Sistemde oyuncuları defansif ve ofansif olarak ikiye ayırdılar. Ve iki bölgede iki ayağını da çok iyi kullanan yıldızlar için çalıştılar. 
 
Robin Dutt, İngiliz basının­dan Guardian’a verdiği röportajda futbolcu portfö­yündeki değişikliği şöyle açıklıyordu:
“Eskiden oyuncular uzun boylu ve fizikliydi. Bir de de şimdiye bakın. Xavi, İniesta, Messi hepsi kısa, kıvrak ve teknik oyuncular. De­fansta ise büyük oyunculara ih­tiyacımız vardı. Örneğin Hummels çok uzun bir oyuncu ama topla da çok iyi. Ancak 1982’de olsaydı Hummels defans yerine 10 numara olarak oynardı. 70’ler­de Beckenbauer 10 numara ola­rak oynarken, Hans-Georg Schwarzenbeck İngiliz oyuncuların peşin­den koşup topu Beckenbauer’e atıyordu. Ancak şimdi bu görevi Hummels yapıyor ve hem Schwarzenbeck hem de Beckenbauer’in özelliklerinden taşıyor”
Robin Dutt demişken eski takımı Freiburg 7 senede 4 gençlik kupasıyla alt yapı devriminde başı çekti. Hatta Freiburg 2012’de  25 kişilik kadrosunda 10, muhtemel 11’inde ise 6 alt yapı ürünü barın­dırıyordu. Teknik heyet ve futbolcularına sezonluk toplam 18 milyon Euro gibi komik bir maaş ödeyen Freiburg, bu başarısını A Takım’a taşımakta da ge­cikmedi ve 2011-2012 sezonunu 5. bitirerek Avrupa Ligi’ne kalmayı başardı.
Tabii Türkiye’de alt yapı oyuncuları okul derslerin­den ‘rica-minnet’ politikası ile geçerken ve derslerin büyük çoğunlu­ğuna girmezken Almanlar bunun da çözümünü buldu. Akademi içinde psikolojik destek ve etüt ortamı bir yana; akademilere katılan gençler özel bir okul programından da geçiyor. Kulüplere mak­simum 10 da­kika uzaklıktaki okullarda eğitim gören gençler, tüm derslerini geçmezse fut­bolculuk hayalini de çöpe atmış oluyor. Federasyon, anlaşmalı okullara da her yıl ortalama 30 bin Euro’luk bir destek veriyor. Türkiye’de ise futbolcuları kapmak için kapışan okulların en büyük derdi, liselerarası fut­bol turnuvalarında dereceye girmek ve gazetelerin kıyısına köşesine adlarını yazdırabilmek.
Yatırımların karşılığını Almanya her alanda aldı tabii ki. A Takım ve U seviyelerde istikrarlı olarak ba­şarılı olmaya başlayan Almanlar, Avrupa’nın 4. büyük ligi olarak atıl görülen Bundesliga’yı da zirveye taşıdı. Bayern son 6 sezonda 3 Şampiyonlar Ligi Finali, 1 de zaferi yaşarken, Alman alt yapılarından yetişen Schweinsteiger, Neuer,  Lahm, Boateng, Kroos, Müller, Gomez, Badstuber, Alaba gibi yıldızlar hep başroldey­di. Bundesliga 45 bin ortalama ile Avrupa’nın en fazla seyirci çeken ligi olurken, ligdeki Alman futbolcuların oranı ise %60’a kadar çıktı. Ayrıca ligin yaş ortalaması 25’lere düşerken, Alman futbolcuların yaş ortalaması 24’e indi. Yabancı sayısını sınırlayarak Türk futbolcu yetiştireceğini sanan bizim federasyona sertçe bir tokat vuran Almanlar, 2010 Dünya Kupası’nın da 15 oyuncusu 24 yaş altı olan tek ve en genç takımıydı. Nitekim hepinizin bildiği üzere o kadro 2014’de de Dünya Kupası’nı kazandı.
Türkiye hala futbolda başarının ‘kelle’ sayısıyla doğru, yabancı sayısıyla ters orantılı olduğunu düşünedur­sun, Almanya 10 sene içinde dünyanın en verimli alt yapı düzenini kurmayı başardı bile. Kendisine fazlasıy­la yetip Türkiye’yi de besleyen Almanlar, iyi futbolcu yetiştirmenin yolunun ‘iyi antrenör’den geçtiğini de çok iyi çözmüş durumda. Öyle ki Almanya, şu an 28.400 UEFA B Lisans, 5500 A Lisans, 1070 Pro Lisans­lı antrenör ile UEFA’da zirvede oturuyor
Peki bizde bu sistem Altınordu ile başlayamaz mı? Yani bizim Freiburg Takımımız da neden Altınordu olmasın! 
Altınordu kulübü 2012 den beridir şirketleşen bir alt yapı kulübü. Seyit Mehmet Özkan ile 2012 de devrim yapan kulüp şuanda tüm Dünyanın yakından takip ettiği bir kulüp haline geldi. Hemde dört büyüklere rağmen. Hatta Dünyaca ünlü yayın organı The Guardian'ın Altınordu için; "Türkiyenin futbolda devrim yapacak yeni kulübü" olarak anlatması da aslında tüm gerçeği öne seriyor. 
Bu kulübün derhal Devlet nezdinde ve Tff olarak desteklenmesi lazım. 
Mersin'de genç olarak tabir ettiğimiz yetenek sayısı oldukça çok. Kimse yok diyemez. Ama Amatör kulüplerimizin Özelikle maddi olarak güçlü olan Kurum takımlarımızın tamamen A takım seviyesinde başarı araması aslında en büyük sorun. Çünkü bugüne kadar hiçbir kulübümüzün elle tutulur bir başarısı yok. Ama harcamalar baz alındığında inanılmaz bir savurganlık var. 
Vali'den tutun Belediye reislerine kadar artık bir çözüm üretilmesi lazım. Mersin İdman Yurdu yok edildi. Tarihi stad Tevfik Sırrı Gür yıkılıyor. Amatör kulüpler ise kendi aralarında yok ediliyor. 
Spor şehri dediğimiz Mersin'de profesyonel bir takımın olmaması yada olanında yok edilmesi, uzun yıllardır Muğdat Çelik ile övünen Mersin şehrimizde alt yapılar için durum çok daha vahim. Kimse kurum takımlarının alt yapısına gitmiyor. Yada gitmek istemiyor. Kulüplerde birçok alt yapı hocası var. Ama sayı olarak yetersiz! Kimse kimsenin başarısını bile istemiyor. Çünkü ben merkezli bir anlayış var. Kurum takımlarında ahbab - çavuş ilişkileri ile kadrolar yapılıyor. Ve devran bu şekilde dönmeye devam ediyor. İşin acı tarafıda buna kimse dur diyemiyor. Çünkü siyaset günümüzde futbolun dibine kadar batmış durumda. 
Geçtiğimiz gün Mersin Askf ve Spor İl Müdürlüğü tarafından Mersin Amatör'de yılın enlerine verilen ödül töreninde yer aldık. Askf başkanı sayın Mithat Ertaş önünde oturan tüm siyasilere aynen şunu söyledi;
"Buraya her türlü siyasetçi girebilir, ama siyaset asla" 
Mükemmel bir cümleydi. Siyasilerin bakışlarını görseydiniz ne demek istediğimi anlardınız. Ama bu nekadar sürdürülebilir o da muamma elbette. 
 
Aslında Mersin şehrimizde alt yapı ve A takım olayını çözmek mümkün. Sadece ne istediğinize emin olun! Ve sadece Kazanmaktan öte Adil olun! Kuvayimilliyespor, Akdeniz Bld.Spor, Çiftlik Adonis, Tarsus ekipleri vs. Aslında iyi bir alt yapı sistemi ile daha fazla oyuncu çıkartılabilir. Çünkü bu kulüplerin yolladığı oyuncuların sonrası olmuyor. Hiçbiri olmuyor demiyorum. Ama daha fazlası da olabilir. Alt yaş gruplarında Milli takım seçmeleri bile şaibeli yapılıyor. Milli takımlar teknik adamları devamlı şikayet ediyor ama kendileri de şaibeli tercihler yapıyorlar. Sonrasında hakedenler değilde haketmeyenler milli yapılıyor ve onların önünü açmakla övünürken aslında hem onlara hemde ülke futboluna en büyük zararı veriyoruz. 
İstenirse bugünden itibaren Mersin'de çok şey değişebilir. Yeterki artık bir adım atılsın. 
 
Yazan: Mehmet Uysal
Kullanılan bilgilerin Kaynakları: joganita.net, Altınordu Futbol okulu 
 
 
NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
HAVA DURUMU
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
sayaç